6.12.2013

Sevmek Diye Bir Mesele Var

İlk kez bir rakı masasında duymuştum bunu: “Sevmek meselesi”. Rakıyı içenlerden biri değildim, henüz 12-13 yaşlarında bir çocuktum o zamanlar. Babamların masasına buz getirirken kulak misafiri olmuştum konuya. Anlamsız gelmişti. Anlamsız değilmiş oysa.

Günler haftaları, haftalar da ayları kovaladı. Nihayetinde ben bunu unuttum gitti. Sevmek diye bir şeyden haberdar değildim. Hayat benim için basitti. Oyun, okul, ev. Her şey bu kadar kısa, net ve güzeldi. Ardından okul bitti, liseye geçtim. Geçmez olaydım.

Lisenin ilk gününde olacakların tüm lise hayatımı etkileyeceğini nereden bilebilirdim ki? Zaten heyecandan kalbim duracak gibiydi. Yeni insanlar, yeni bir okul, yeni bir ben. Büyüdüğümü hissedebiliyordum. Sanki her şey yeniden başlıyor gibiydi ve ben bunu hiç sevmemiştim. Her şeye yeniden başlamak o kadar zor geliyordu ki. O an kendimi senelerce köpek gibi çalışıp emekli olduktan sonra yine çalışmak zorunda kalan Abdullah amcam gibi hissettim. Keşke o günün sonunda hissettiğim tek şey bu olsaydı.

Okulun açılış töreni yapıldı, büyük sınıflar sınıflarına çekildi. Geriye sadece yeniler kalmıştı. Sınıf listeleri okunurken adeta bir ölüm sessizliği vardı. Herkes kendi adını duymaya çalışıyordu. Nihayetinde C sınıfında benim adım okundu. Diğerleri ile birlikte sıraya girdim. O sırada onu ilk kez arkadan gördüm. O anda düşündüğüm tek şey “onun yüzünü görmem gerekiyor” olduğuydu. Merdivenleri çıktık, dar bir koridorda ilerledik. Bu sırada herkes senelerinin geçeceği okulu inceliyordu. Sıranın önündeki öğretmen durdu; “burası çocuklar, geçin” dedi. Herkes sırayla kapıdan içeri girmeye başladı. Kapının önüne geldiğimde hemencecik içeriye bir göz gezdirdim. İçeride sıralar büyük bir “U” harfi oluşturacak şekilde dizilmişti. Klasik sayılabilecek bir öğrenci hareketiyle arkaya doğru ilerledim. İlk günden ön planda olmak istememiştim. Bu sırada da gözlerim onu arıyordu.

Sıraların oluşturduğu büyük U’nun sol alt köşesinde kendime yer buldum. Oturdum. Hemen onu aradı gözlerim. Buldum onu. U’nun sol ön ucuna doğru oturuyordu. Birileriyle konuşuyordu, yine görememiştim yüzünü. Israrla o tarafa bakmaya çalıştım ama nafile. Bu sırada öğretmen sınıftan içeri girdi, kapıyı kapattı. Herkes sustu ve ayağa kalktı. Lisedeki ilk dersimiz başlayacaktı. İşte o anda ilk kez gördüm onu. Buğday sarısı saçları ela gözleriyle süslenmiş gibiydi. Ben o ana kadar böyle hoş böyle tatlı birini görmemiştim. Rüyada gibiydim.

Onun yüzünü gördüğüm anda hissettiğim şey kalbimin göğsümden fırlamak üzere olduğuydu. İstemsizce sırıttığımı fark ettim. Ne oluyordu bana?

Artık ona nasıl baktıysam, ya da onu seyretmeye daldıysam o kısacık sürede; bana doğru döndü. Bir an için göz göze geldik. Belki de bir saniye bile sürmeyen bakışmamız sırasında onun gözlerinde iki şey gördüm: Sonsuzluğu ve geleceğimi.
Onun ela gözlerinde sonsuzluğu gördüm, başı sonu belli olmayan diyarlara daldım. Asla geri dönmek istemedim.

Onun ela gözlerinde geleceğimi gördüm. Onu bembeyaz gelinliği, kendimi de jilet gibi bir halde damatlık giymiş bir halde gördüm. Birbirimize bakıyor ve gülümsüyorduk…

Bir anda kendime geldim. Artık nasıl dalıp gittiysem, iyi misin diye el sallıyordu bana. Gülümsedim ona. Gülümsedi bana. Her şey muhteşemdi. Sonrasında bir ses ile irkildim:

“Oturabilirsiniz çocuklar.”

Sırama oturduğumda anladım ki sevmek diye bir mesele vardı…

SON

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder